Slide
Slide
Slide

İLETİŞİM 0 212 260 60 00 – 0 541 309 39 01

e-mail: info@istanbulkaligrafimerkezi.com

KALİGRAFİ

Kaligrafi Nedir?

Kaligrafi, Yunanca güzel anlamına gelen “kallos” ve yazı anlamına gelen “graphia” kelimelerinden tü
remiş, güzel yazının bir ifadesidir.

Kaligrafi, insanoğlunun yüzyıllardır birbirleri ile iletişimindeki görsel sanatların önemli bir parçasıdır. Her milletin kendine özgü bir kaligrafi tarzı olması din, dil ve kültür farkından kaynaklanmaktadır. Dünyada en çok ilgi gören ve aktif olanlar; Çin kaligrafisi, İbrani kaligrafisi, Hint kaligrafisi, Japon kaligrafisi, Kore kaligrafisi, Yunan kaligrafisi, Arap kaligrafisi ve Batı kaligrafisi (western calligraphy) dir.


Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze kadar gelen Hat Sanatı, bunun en çarpıcı örneklerindendir. Ülkemizde Hat Sanatı olarak bilinen Arap kaligrafisi, Türkiye’de olduğu kadar yurt dışında da ilgi ve beğeni ile takip edilmektedir. Ülkemizde, Arap kaligrafisi ile çalışan kişilere Hattat ünvanı verilmektedir.

Günümüzde en aktif ve yaygın olan kaligrafi ise batı kaligrafisidir. Batı kaligrafisi Latin harfleri ile yapılır. Bu sanatı yapan kişilere Kaligraf ünvanı verilir.

Dünyaca ünlü Çinli kaligraf Wang Hsi-chih’in söylediği gibi “Yazı yazmak bir ifade yöntemidir; Kaligrafi sanatında kullanılan dekoratif simgeler, ruhu yüceltmeyi ve duyguları en iyi şekilde aktarabilmeyi sağlar”.

Günlük yaşamımızda kalemler, insanların vazgeçemeyeceği bir ihtiyacıdır. Bilgisayar teknolojisinin doruk noktasına geldiği şu dönemde bile insanlar, el yazısına ihtiyaç duyarlar. Kaligrafi sanatının amacı; İnsanların daha estetik ve dekoratif yazı yazabilmelerini sağlamaktır.

Kaligrafi Tarihi

Bildiğimiz gibi yazı, Güney Mezopotamya’da yaşayan Sümerler tarafından İ.Ö. 3500 yıllarında icat edilmiştir. Arkeologlara göre ilk yazının işlevi “muhasebe-defter tutma” da kullanılmıştır.

Daha sonraki yıllarda Sümer yazıları, insan ve eşya isimlerini içeren 1.200 logo grafik (resimsel) sembollü bir iletişim aracı olmuştur. Zaman içinde bu logo grafik nitelikler, çizgisel formlar kazanarak alfabe benzeri şekillere dönüşmüş ve fonolojik unsurları kapsamaya başlamıştır. Hece sisteminin geliştirilmesi ve kelimelere takılar eklenmesi ile konuşma dili ve yazı bütünsel bir iletişim aracı haline gelmiştir.

Mezopotamya’nın kuzey-batısında yaşamış, Fenikeliler Sümerlerin yazı sistemini çeşitli sembollerle geliştirip Fenike (Semitik) alfabesini icat etmişlerdir. Fenikeliler, deniz ticareti ile bu yazıyı Yunan uygarlığına ulaştırmıştır. Yunan alfabesi de çeşitli aşamalardan geçerek İ.Ö. 900 yıllarında son şeklini almıştır. Daha sonra Romalılar bu Yunan kültürü ile birlikte Yunan alfabesini de benimsemişler. Latin alfabesi İ.Ö. 100 yıllarında son şeklini almıştır ve günümüz alfabesinin temeli oluşturulmuştur.

Kaligrafi, bu dönemden itibaren insanoğlunun vazgeçilmez bir ihtiyacı haline gelmiştir. İlk kaligrafi örneklerini, Roma İmparatorluğu dönemindeki taşları oymak suretiyle ortaya çıkardıkları çalışmalardır.

İnsan Hayatında Kaligrafinin Önemi

Güzel giyinen bir kişi toplumda hemen fark edilir, takdir ve saygıyla karşılanır. Güzel konuşan bir kişiyi dinlemek çok keyiflidir. Güzel yazısı olan kişilerin yazdıkları hayranlık ve dikkatle okunur. Güzel yazı yazmak, insanın kendisine ve diğer kişilere olan saygısını gösterir.

Kaligrafi, insan hayatında son derece önemli bir yer teşkil etmektedir. Güzel yazı sanatı, duygularımızı ve düşüncelerimizi doğru ve güzel bir şekilde ifade edebilmemizi; Düşünce dağarcığımızın gelişimesini; Günlük hayatta kullandığımız yazıların biçimine ve imla kurallarına uymayı alışkanlık haline getirmemizi; Kişiliğimizin ve yaratıcılığımızın gelişmesini; Ortaya çıkardığımız eserler sayesinde özgüvenimizi kazanmamızı; Sahip olduğumuz yeteneklerin farkına varmamızı; Mükemmeli yakalayabilmek için eleştiriye açık olmamızı; Araştırmacı ruhumuzun gelişmesini; İşe yaramaz diye tabir edilen birçok malzemeyi atmak yerine, onları faydalı bir şekilde sanat aracı olarak kullanabilmemizi; Kitle iletişim araçlarında, bu sanatın etkilerini kavrayabilmemizi; Sanatın ve sanatçıların önemini kavramamızı; Meslek hayatımızda saygın bir kariyer oluşturmamızı; Yaptığımız her işte, sabırlı, titiz ve dikkatli olmamızı sağlar.

Kaligrafi Sanatını Öğrenmek Özel Yetenek Gerektirir Mi?

Kaligrafi Sanatını 7’den 77’ye herkes öğrenebilir. Bu sanatı yapabilmeniz için çok büyük bir alana, çeşit çeşit teknik malzemelere ve özel koşullara ihtiyacınız yoktur; Neredeyse elektriğe bile ihtiyacınız yoktur. Küçük bir masada, bir mum ışığında bile çalışabilirsiniz. Elinizde bir kalem ve bir kağıt varsa bu sanatı yapmaya hazırsınız demektir.

Kaligrafi için özel bir yeteneğe ihtiyacınız yoktur. İyi bir eğitimle herkes dekoratif yazı yazmayı öğrenebilir. Sabır,dikkat ve itina bu sanatın temel ilkeleridir. Güzel yazı yazmayı öğrenme isteği ve azim, öğrenmek için gereken ilk adımdır. Bu özelliklere sahipseniz, iyi bir kaligrafi öğretmeni eşliğinde kısa bir sürede güzel yazı sanatını öğrenebilirsiniz.

Her sanat dalında olduğu gibi, kaligrafide de bir sınır yoktur.

Hayal dünyanız ne kadar genişse bu sanatta o kadar çok ilerleyebilirsiniz. Elinize kalemi aldığınızda çok farklı bir dünyaya adım atarsınız. Kendinizi hiç bilmediğiniz engin bir okyanusta hissedersiniz. Hergün yeni keşiflere merhaba dediğiniz bir okyanus…

Kaligrafi Sanatının Dünyadaki Yeri ve Önemi

Kaligrafi sanatı, yurt dışında bilhassa Amerika, İngiltere ve Avustralya’da büyük ilgi görmektedir. Bu ülkelerde, kaligrafi sanatına gereken değer verilmiş ve olağanüstü bir alt yapı oluşturulmuştur. Amerika’da birçok üniversitenin grafik tasarım bölümlerinde kaligrafi dersleri okutulmaktadır. Ayrıca, her eyalette onlarca özel kaligrafi okulları bulunmaktadır. Bu okullar ve üniversiteler bünyesinde her yıl seminerler, geleneksel yarışmalar ve sergiler düzenlenmektedir.

Yurt dışında kaligrafi sanatı en az resim sanatı kadar ilgi görmektedir. 7’den 77’ye birçok insanın hobileri arasında yer alır. Kaligrafinin çok fazla ilgi görmesinden kaynaklanan bir ticaret alanı da doğmuştur. Dünyada bu sanatı meslek edinmiş binlerce kaligraf bulunmaktadır. Örneğin davetiye, kartvizit, kartpostal, logo vb. tasarımlar kaligraflar tarafından yapılmaktadır. Bu sanat oldukça geniş bir istihdam alanı oluşturmuştur.

Teknolojinin en ileri düzeyde olmasına rağmen yurt dışında birçok insanın sanata ve sanatçıya duyduğu ilgi ve saygıdan dolayı işlerini kaligraflara yaptırmaktan oldukça büyük onur ve haz duyuyorlar. Amerika’da bir gelenek haline gelen davetiye zarflarının yazıları kaligraflar tarafından yazılmaktadır.

Bilgisayar dünyasının duayeni olarak kabul edilen Bill Gates’in düğün davetiyeleri, dünyaca ünlü İngiliz kaligraf Martin Jackson tarafından tasarlanmış ve yazılmıştır. Bu durum kaligrafi sanatı adına fevkalade önemli gurur verici bir tablodur. Bilgisayar teknolojisi ile her şeyi yapabilecek kudrette olan bir kişinin sanata duyduğu sevgi ve saygıyı takdir etmemek mümkün değildir.

Türkiye’de Kaligrafi Sanatı

Ülkemizde kaligrafi sanatı, bihassa batı kaligrafisi henüz çok iyi bilinmemektedir. Bunun temelinde yatan neden, Türkiye’de kaligrafi sanatı eğitiminin olmamasıdır. Yurt dışında kaligrafi eğitimine gösterilen hassasiyetin,  ülkemizdeki eğitim kurumlarında da olması gerekir. Üniversitelerimizin, güzel sanatlar fakültelerinin grafik tasarım bölümlerinde kaligrafi dersinin okutulmasında çok büyük fayda olduğuna inanıyorum zira bir tasarımcının en özgür ve sınırsızca kullandığı yegane araç, kalemdir.

Türkiye’de kaligrafiye gönül vermiş ve bu sanat çerçevesinde kendisini çok iyi yetiştirmiş insanlar var. Bu kişiler herhangi bir kurumdan destek almamalarına rağmen çalışmalarını bir şekilde sürdürmektedirler. Gerek davetiye zarflarının üzerlerini kaligrafik yazılarla süsleyen, gerek fuar organizasyonlarında yazı çalışmaları yapan kaligrafların olması ülkemizdeki kaligrafi sanatının yayılmasında önemli bir yer teşkil ederler.

Hat sanatı, diğer bir deyişle Arap kaligrafisi, Türkiye’deki en önemli sanat dallarından birisidir. Hat sanatı oldukça geniş bir kitlenin beğenisini kazanmış hatta bu sanatı öğrenebileceğimiz çeşitli eğitim kurumları  da kurulmuştur. Bu durum, ülkemizin geleneksel el sanatlarına bağlılığının ve sanata verilen önemin somut bir göstergesidir.

Osmanlı döneminden günümüze kadar gelen hat sanatı sayesinde ülkemizde dünyaca ünlü hattatlar yetişmekte ve Türkiye’nin yurt dışındaki tanıtımında oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu sanatın gelişmesindeki en önemli nokta ise hat sanatı eğitimine gereken önemi vermiş olmamızdır. Günümüzde çok değerli hat üstatlarımızın çalışmaları evleri, ofisleri, sergileri ve müzeleri süslemektedir.

Batı kaligrafisi alanında da ilerleyebilmemiz için her şeyden önce bu konudaki eğitim kurumlarının alt yapılarını oluşturmalıyız. Arz olmadan talebin olması düşünülemez. Türkiye’nin her vilayetinde bu sanatı öğrenmek isteyen o kadar çok insan var ki böylesine bir talebin olması kanaatimce çok yakında devlet büyüklerimizi harekete geçirecektir.

Kaligrafi Sanatı ve Bilgisayar Teknolojisi

Günümüzdeki bilgisayar fontlarının birçoğu, kaligrafi sanatı ile oluşturulup daha sonra bilgisayara aktarılmıştır. Bugün bilgisayar ile yapamayacağımız hiçbir şeyin olmadığına inanıyoruz. Ancak, kimi zaman geliyor ki elimizle yaptığımız bazı çalışmaları hiçbir teknoloji ile yapmamız mümkün olmuyor. Elimizde bir kalemimiz varsa bize hiç kimse müdahale edemez. Kaligrafi sanatı bilgisayarla işbirliği yapabilecek sanat dallarından birisidir. Kaligrafi teknikleri ile bilgisayar teknolojisi birleştiğinde ortaya inanılmaz güzel çalışmalar çıkabilir.

Amerikalı ünlü kaligraf Paul Standard’ın söylediği gibi “Geometri, okunaklı harfler üretebilir fakat sanat tek başına harfleri güzelleştirir. Geometrinin bittiği yerde sanat başlar ve harflere herhangi bir geometrik şekilden öte karakter kazandırır”.

İnsanoğlu bilgisayar teknolojisi ile tanışmadan önceki dönemde birçok işte ellerini kullanıyordu. Bu yüzden, o dönemde güzel sanatlara olan ilgi günümüze oranla kat kat fazla idi.

Şüphesiz, bilgisayar, insanlık tarihindeki en önemli buluşlardan birisidir zira günlük ev hayatımızda olsun, iş hayatımızda olsun bizlere pek çok kolaylık ve bir o kadar da rahatlık getirmiştir; Öyle ki, bir tek tuşla dünyanın diğer tarafındaki  insanlarla yazışabiliyor hatta görüntülü olarak konuşabiliyoruz. Teknolojiyi yakından takip etmek en doğal hakkımız ve ihtiyacımız! Ancak, ortada, insanlık tarihini son derece korkunç bir geleceğin beklediği gerçeğini göz ardı edemeyiz…

Bu durum sıradan bir paranoyadan ziyade kaçınılmaz realist bir düşüncedir. Acaba günümüz teknolojisi ile 15 dakikada isteyen herkesin Monalisa tablosunu bilgisayarda çizebildiğini Leonardo da Vinci duysaydı ne yorum yapardı? Bugün Leonardo da Vinci’nin, Picasso’nun, Van Gogh’un tablolarına paha biçilemiyor. Acaba bunun sebebi, bu sanatçıların öldükten sonra eserlerinin değer kazanması mı yoksa eserlerin antik değer taşıması mı? Günümüzde acaba bir Leonardo da Vinci kadar iyi bir ressam yok mu ya da bir daha böyle bir üstat dünyaya gelmeyecek mi? Merhum Hattat Hamit Aytaç’ın ve diğer hattatlarımızın eserlerine de paha biçilemiyor? Bugün onun kadar iyi bir hat üstadımız yok mu ya da böyle bir üstat daha yetişmez mi?

Kısacası, teknoloji ilerledikçe insan gücüne ihtiyaç azalmaktadır. Otomobil fabrikalarındaki istihdam geçmişte çok daha genişti! Bilgisayarlarla kontrol edilen robot makinalar bugün binlerce işçinin işsiz kalmasına yol açmıştır. Günümüzde birçok evde bilgisayar bulunmaktadır. Kendi kartvizitlerimizi, davetiyelerimizi yapıyoruz peki matbaacılar ne iş yapacak? Kendi fotoğraflarımızı çekip çoğaltabiliyoruz peki fotoğrafçılar kimin fotoğrafını çekecek? İnsanlar artık eline kalem alıp mektup yazmayı bile unuttu! Çünkü e-mail diye bir şey var. Bir gün bir arkadaşım bana şöyle söyledi. “Eğer sevdiğim bir insan, en içten duygularını bilgisayardan yazdırıp bana mektup atarsa, ben o mektubu alır ve hiç okumadan çöpe atarım! Çünkü bir bilgisayar çıktısı hiçbir zaman bir ruh taşımaz, insanın eliyle yazdığı yazıda bir ruh vardır. Bilirsin ki bu yazılar tek tek onun parmaklarından süzülmüştür. Her bir çizgisinde, her noktasında o kişiyi hissedersin.” demişti. Bu sözlere katılmamak mümkün değil.

2000’li yıllarda doğan çocuklarımız artık bilgisayarlarla büyümekte. Ancak, teknoloji, çocuklarımızı hazırcılığa ve tembelliğe davetiye çıkarmaktadır; Onların, yaratıcılık duygularını, yeteneklerini ortaya çıkarmalarına; Kendi hayatlarını kurmalarına, sorumluluk duygularını kazanmalarına, üretken bir kişiliğe sahip olmalarına engel olmaktadır. Acaba kaçımız bu çocuklarımızı güzel sanatları öğrenmeye teşvik ediyoruz? Acaba kaçımız çocuğumuzun bir bilgisayar mühendisi, uçak mühendisi, doktor, avukat olmasını değil de bir Picasso ya da bir Hamit Aytaç olmasını diliyoruz? Acaba kaçımız sanatla yakından ilgileniyoruz ve sanata hak ettiği değeri veriyoruz? Picasso, bir gün tablosunu büyük bir memnuniyetsizlikle izleyen bir kişinin yanına gider ve tabloyu nasıl bulduğunu sorar ve bu kişi şöyle yanıt verir “Çok saçma! Hiçbir şey anlamadım!” der Picasso da yanıt olarak ”Üzülmeyin, kuşların sesinden de bir şey anlamıyoruz…”

Bilgisayarlar, insanoğlunun şüphesiz en çok ihtiyaç duyduğu araçlardır. Ancak teknolojinin bize sunduğu bu değerli buluşu yerinde ve ihtiyaç duyulduğunda kullanmak gerekir aksi taktirde bilgisayarın faydasından çok zararını görürüz. Bilgisayarlar birçoğumuzun neredeyse bütün dünyası olmuştur. Sabah-akşam bilgisayar önünden hiç kalkmayan insanlar var. Artık her köşe başında bir internet kafe var ve bu kafeler her gün mahşer günü gibi insan kaynıyor. Acaba gençlerimiz bu kafelerde gerçekten bir araştırma peşindeler mi? Acaba yeni çıkan kitapları mı takip ediyorlar? Ünlü bir sanatçının eserlerini mi inceliyorlar? Eğer durum böyle ise gerçekten bizim insanımız okuyan, araştıran, sanata saygı duyan bir toplum. Yoksa bu kafelerde sanal sohbet yapıp araştırmacı ruhumuzu mu sınıyoruz? Ya da bilgisayar oyunları ile yaratıcılık ruhumuzu mu geliştiriyoruz? Dikkat edelim de teknolojinin bu inanılmaz buluşu altında ezilmeyelim.

Çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak için her şeyden önce sanata ve sanatçıya duyarlı bir toplum olmak gerekir zira el emeği kadar hiçbir şey değerli olamaz. Elde yapılan bir halı ile makine halısı bir midir? Elde yapılan bir yüzük ile döküm bir yüzüğü nasıl kıyaslayabiliriz? El emeğine gereken saygı ve ilgiyi kaybetmediğimiz müddetçe ülkemizdeki istihdam sorununa da yardımcı olmuş sayılırız zira ülkemizde birçok sanatçı geçimini bin bir güçlükle ortaya çıkarmış olduğu  eserlerden kazanmaktadır.